Bir Tuvalet Kağıdının Aksinden Irkçılığa Bakmak ya da
Post-‘Alman’ Tiyatrosu için Radikal Alternatifler

Hakan Altun

                                                                                     “Ya sorunun bir parçasısındır ya da çözümün.
                                                                                      İkisinin ortasında bir şey yok.” H. K. Meins

Şu sıralar kafanın üzerinde yorulduğu bir mevzu üzerine; mevzunun, akademinin, sanatın ve politikanın“off”unda, off-disipliner zikzaklarla, hatırlananın ve hayal edilenin ara yollarında, çıkmaz sokaklarında ve labirentlerinde gerçekleşen bir tefekkürün ekrandan yansımasıdır. Off-haliyle bakılan bir “manzara”nın, bakılan “manzar”a yansımasıdır. Bu yazı hayal mahsulü olup gerçek kişi ve olaylarla bir ilişkisi yoktur :P


                     (Prolog:) Tiyatro belasına bulaşalı beri, bu belanın akademik ayağıyla sanatsal ayağı
                     arasında bir ayrım yapmadım ve her iki ayağın da politika zemininde durduğundan
                     yana ise hiç kuşkum olmadı. Günün birinde Alamania’ya ya da, aşırı cıvıklaşma
                     sonucu kayganlaşan bu zeminde (bir koltuğun altında sanat, öbür koltuğun altında da
                     akademi) kaymak suretiyle ulaştım. Ulaştım dediysem biraz mübalağa ediyorum,
                     bildiğiniz “off” oldum.

...

Yazının devamına buradan ulaşabilirsiniz.


Hakan Altun: Toplumun mütemadiyen sıçtığı kafatasının içinde yer kaldığı kadarıyla halen hayal gücüne sahip. Birçok şeyi kendi kendine öğrendi, dolayısıyla da insanın öğretilebileceğine dair inancı yok, öğrenmenin insanın kendisiyle ilgili bir süreç olduğu konusunda ısrarlı. Hala sorular sormayı ve eline geçirdiği bilimum malzemeyi hayal gücüyle yoğurup marifetlerini paylaşmayı seviyor. Sevdiklerinin karılacak boku varsa sopayı kapıp birlikte karmayı da seviyor. İnanmadığı şeyleri yapmak istemeyen gıcık bir adam…